• ilimliislam slider reklam 2 KitapYurdu

 

 

İdeal sahibi insanlar ve hareketler, hiçbir zaman bastığı yeri görmemeli, ufukları gözetlemeli, bugün yaptıklarının yarın karşısına çıkacağını unutmamalıdırlar.

‘Ne ekersen, onu biçersin…’ sözü bugün ektiklerimizi yarın mutlaka biçeceğimizi bize hatırlatmalı ve ikaz niteliği taşımalıdır.

Egemen güçlere açılan kredi, bugün ekilenlerdir. Gelecek bahara bunların biçilmesi de yaşanacaktır. Rüzgar eken, mutlaka fırtına biçer. Fırtına biçmek istemeyenler, rüzgara pirim vermezler.

Rüzgara pirim vermek, bükemediği bileği öpmeye benzer.

Bükemediği bileği, şimdilik öpeyim diyenler, sonuna kadar öpmeye kapı açarlar.

Kapı bir kere açıldığında kolaylıkla kapanmaz, insanı el öpme alışkanlığına götürür de, öpmeyi ‘kazanç’ olarak gösterir.

Öptüğü bilekten yumruk yememeyi, güçlülük zannederler.

Sonuna kadar öpmeye devam eder, bükeceği günü beklediklerini söylerler.

Bir bilek hep öpmeye alışmış ise, bükmeyi unutmuştur.

Güçlü bileği bükmek için öpmeye başlamamak gerekir.

Her daim bükemese de, öpmemeyi seçmeyi gerektirir.

Çünkü öpmek, yenilgiyi kabul etmektir.

Kabul etmek, yenilgi ile yaşamaya razı olmak demektir.

Zihninde düşmanını yenemeyenler, onları hiçbir zaman yenemezler.

Zihninde bu kahramanlığı yaşayamayanlar, korkak savaşçılığı meziyet olarak görür, buna da ‘taktik’ diyerek kendilerini avuturlar.

Kuvvetlilere sığınanlar, asla kuvvetli olamazlar.

 

Ilımlı İslam serüvenini bu kitapta özetlemeye çalıştık.

Arif olanlar anlasın diye.

Arif olanlar, kirli oyunlara kanmasın diye.

Arif olanlar, oyunda figüran olmasınlar diye.

Arif olanlar, ‘şeytanın, yanlış gösterdiklerine doğru diye bakmasınlar’ diye.

Arif olanlar, günü kurtarmak yerine gelecek nesilleri düşünsünler diye.

Haçlılardan çok çektik.

Kılıçla saldırdılar, yenemediler.

Çünkü Selahaddin’lerimiz vardı.

Mertlikle yenemeyeceklerini anladılar, geniş mutfaklar kurdular.

Bizi, bize yendirmek için kurgular hazırladılar.

Haçlı orduları içinde savaşın deselerdi, bunu başaramazlardı.

‘Sizin için ve size çok uygun bir yemek hazırladık,‘ deselerdi, bunu yedirir ve başarabilirlerdi.

Yedirdikleri şeyin adını ‘ılımlı İslam’ koyarlarsa,  daha kolay yedirirlerdi.

Yedirmekle de kalmaz, bu yemeği çevredeki komşularınıza ikram da ettirirlerdi.

Bizde komşu hakkı çok önemlidir ya, ikramda bulunmak büyük fazilettir ya…

‘40 kapının komşu hakkı vardır’ ya,

Bunları çok iyi bilenler olduğumuz için ve de ‘ecir kazanmak’ için bunu  gönüllü de yaptırabilirlerdi.

Gönüllü…

Yani karşılıksız…

Meccanen…